User-agent: Mediapartners-Google* Disallow:

aile - yenigelengun - Blogcu





MEB ELEKTRONİK KARNE UYGULAMASINI YÜRÜRLÜĞE KOYDU. ÇOCUĞUNUZUN KARNESİNİ
GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN


« Önceki |

24/11/2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Cep harçlığı veren aileler dikkat


Çocuklarına cep harçlığı veren ailelerin dikkat etmesi gereken hususların olduğunu belirten uzmanlar, ailelerin bazı hedefler koyarak çocuğunun parayı ihtiyacı kadar harcayıp geri kalanını biriktirmesine ve bu amaçla da parayı daha etkin kullanabilme kabiliyetlerinin geliştirlmesine çalışılmalıdır.

Her çocuğun temel ihtiyaçlarının yanında anne ve babanın hoş görüp çocuklarına sundukları fırsatların olması normal olduğunu dile getiren Ciğerci, "Fakat bu imkan ve fırsatlarla erken ve abartılı bir şekilde tanışan çocuklarda, doyumsuzluk ve sorumsuzluk duygusu yanında bazı davranış bozuklukları da görülebilir. Anne-babalar çocuklarının rahat bir şekilde yaşamasını istediği için çocuklarına verilecek olan harçlık ve miktarı da bu noktada önem kazanır. Çocuklarına harçlık verip vermeyecekleri, vereceklerse ne zaman ve miktarın ne kadar olacağı konusunda kararsızlık yaşayabilirler. Ancak yanlış verilen cep harçlıkları çocuklar üzerinde olumsuz kişilik yapıları oluşumuna yol açabilmektedir" dedi.

Çocuklara verilecek harçlık ve verilecek harçlık miktarın çocuğun psikolojik ve sosyal gelişimine uygun olabilmesi için dikkat edilmesi gereken bazı noktalar bulunduğuna dikkat çeken Ali Cengiz Ciğerci, çocuklara verilecek cep harçlığındaki asıl amacın küçük yaştan itibaren parayı kullanabilme ve idare edebilme kabiliyetini geliştirmek olduğunu kaydetti.
Bu nedenle harçlık; ne zaman, ne kadar verilecek, nerede kullanılacak, ihtiyaç var mı gibi konuların netleştirilmesinin gereğine değinen Ciğerci, "Çocuklara verilecek cep harçlığı, onların arkadaşlarından farklı kalmayacağı yaşta başlanmalı. Genellikle bu dönem ilköğretim çağına başlama devresine denk gelmektedir. Harçlık, arkadaşlarınınkinden ne çok fazla ne de çok az şeklinde ayarlanmalıdır. Harçlığın fazla verilmesi çocuğun bunu arkadaşlarına karşı bir güç gösterisi olarak kullanmasına ve savurgan olmasına yol açabilir. Harçlığın az verilmesinde ise çocuk arkadaşlarının yanında eziklik yaşayabilecek. Bu duyguyu ortadan kaldırmak için davranış bozukluklarından çalma vb. durumlara başvurabilecektir" diye konuştu.

İlköğretimin ilk aşamalarında harçlığın günlük, ilköğretimin ikinci aşamasına doğru ise haftalık harçlık verilmesini isteyen RAM Müdürü Ali Cengiz Ciğerci, harçlık miktarı, anne-baba ve çocuğun birlikte olduğu bir ortamda belirlenmesini, verilebilecek miktar ise çocuğa makul bir şekilde izah edilmesi gerektiğini açıkladı.
Ailelerin, çocuklarıyla harçlıklarıyla neler yapmak istedikleri ve ne gibi yerlerde kullanmak istedikleri konusunda konuşmasının da önemli olduğunu ifade eden Ciğerci, şunları söyledi:
"Talimatlar yerine öneriler sunmalıdır. Verilen cep harçlığı, okul başarısı ile bağdaştırılıp bir ceza aracı olarak kullanılmamalıdır. Harçlık verilirken kardeşler arasında denge sağlanmalı, farklı yaşlardaki kardeşlere aynı harçlık verilmemelidir. Cep harçlığı verilirken 'ben çektim, çocuğum çekmesin' anlayışı içinde davranılmamalıdır. Harçlık ne çok fazla ne de çok az verilmelidir. Anne ve baba, çocuğuna iyi bir rehberlik yapıp, bazı hedefler koyarak çocuğunun parayı ihtiyacı kadar harcayıp geri kalanını biriktirmesine, sabır ve parayı daha etkin kullanabilme kabiliyetlerinin gelişmesine yardımcı olabilir. Sonuç olarak harçlık verilmesi konusundaki asıl amaç çocuğun küçük yaşlardan itibaren para idaresi konusunda sorumluluk almasıdır. Parayı nereye harcayacağı konusunda alternatifleri olan çocuk bu sayede seçimler yapmayı, cep harçlıklarıyla 'biriktirmeyi, tasarrufta bulunmayı ve sabrı' öğrenir. Harçlığı varken hemen harcamayıp planlama yapabilen bir çocuk hayata daha kolay hazırlanır."

28/8/2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Eğitim dünyası ‘rehber öğretmen’ sorununu çözemiyor

Literatüre girdiği 1960’lı yıllardan beri görev tanımı tartışma konusu olan ‘rehberlik sistemi’,
eğitim dünyasının çözülemeyen denklemi.

ESENGÜL METİN - BETÜL YÜZÜNCÜYIL TAVLI

Türkiye geçtiğimiz hafta, Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’nde 12 kişilik ailesini geçindirmek için çobanlık yapan İrfan Töreci’nin ÖSS başarısını konuştu. Hacettepe Tıp Fakültesi’ni kazanan Töreci, yokluklar arasında yakaladığı başarının sırrını açıklarken çok çalıştığını söylüyor ve bu süreçte rehber öğretmenlerinden aldığı desteğe işaret ediyordu.

Ama gelin görün ki, Türkiye’de genel manzara pek de böyle değil; öğrencilerin çoğunun rehber öğretmenler konusunda Töreci kadar şans-lı olduğunu söylemek zor. Çünkü Türkiye’de hemen her evde, öğrenimi boyunca rehber öğretmenlerden gerektiği gibi destek alamayan, onların yanlış yönlendirmeleri nedeniyle istemedikleri bölümlerde okumak zorunda kalan öğrencilerin öyküleri konuşuldu, konuşuluyor.

Eğitim dünyasında da en fazla tartışılan konularından biri rehberlik sistemi. Sistemin işlevini tam olarak yerine getiremediği fikrinde birleşen uzmanlar, bu durumu 3 nedene bağlıyor: Rehber öğretmenlerin görev tanımlarının net olmaması, nitelik olarak yetersizlik ve sayılarının azlığı. Tabii olan da bu ara, sınavlar arasında bir garip yolcu haline gelen, derbeder gençlere oluyor...

SORUNUN KAYNAĞI NEREDE?

Rehber öğretmenlik kavramının sadece Türkiye’de olduğunu, Batı ülkelerinde bu gö-revi psikolojik danışmanların üstlendiğini söyleyen Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği (Türk-PDR) Genel Başkanı Doç. Dr. Tuncay Ergene, “Milli Eğitim Bakanlığı’nda ‘asıl olan öğretmenliktir’ ilkesi halen geçerliliğini koruyor. Eğitim sadece öğretmenler tarafından yürütülebilecek alan değil. Bu alanda psikolojik danışmanlık eğitimi almış uzmanların istihdamı gerekli. Oysa Türkiye’de psikolojik danışmanlık ve rehberlik alanında eğitimi olmayan pek çok kişi kolayca rehber öğretmen olabiliyor. Bu durum da kendine uygun bir eğitim programına ve mesleğe yönelemeyen, kişisel ve eğitsel gelişimi yetersiz öğrencilerin yanlış kariyer seçimleriyle son buluyor. Ayrıca liselerde her yıl meydana gelen onlarca olay, okul terkleri de rehberlik sisteminin başarısızlığını gösteriyor” diyor.

Ergene’nin verdiğini bilgilere göre, Türkiye’de her yıl yaklaşık olarak lisans düzeyinde 850, master ve doktora düzeyinde de yaklaşık 60 psikolojik danışman yetiştiriliyor. Fakat Milli Eğitim Bakanlığı’nda rehber öğretmen kadrosu altında görev yapan 11 bin 327 rehber öğretmenden 6 bin 176’sı psikolojik danışma ve rehberlik alanında eğitim almış kişiler arasında seçiliyor. Geri kalan 5 bin 151 kişi ise  rehber öğretmenlik kavramıyla yakından uzaktan ilgisi olamayan kişilerden oluşuyor.

BİR ÖĞRETMENE 500 ÖĞRENCİ

Ve, çarpıcı bir oran: Türkiye’de bir rehber öğretmene 500’den fazla öğrenci düşüyor. Koç Üniversitesi Fen ve İnsani Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Sami Gülgöz’e göre bu rakam okullardaki rehberlik sisteminin neden işleyemediğinin en büyük göstergelerinden biri. Gülgöz bu oranın, öğretmenin öğrenciyi etraflıca tanıma ve ona yardım etme şansını düşürdüğünü söylüyor:

“Rehber öğretmenin elinde güvenebileceği araçlar mevcut değil; diğer öğretmenlerden öğrencinin beceri ve yeteneklerine ilişkin bilgi akışı yok, çünkü öğrenci başına ayırabileceği zaman çok sınırlı. Dolayısıyla ne derece sağlam oldukları belirsiz ölçme araçları kullanılırken öğrenciye ilişkin tüm bilgiler dikkate alınamıyor. Öğrencilerin bu desteği almak için son dakikayı beklemeleri de önemli bir sorun. Öğrenciler de yaşları gereği acil ihtiyaçları belirene kadar, yani üniversite konusunda bir seçim yapmaları gerekene dek, rehber öğretmenlerle bir ilişkiye girmedikleri için verilen destek de kaçınılmaz olarak çok sınırlı kalıyor.”

Bengi Semerci Enstitüsü Kurucu Başkanı ve Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bengi Semerci ise rehber öğretmenlerin görev tanımlarında kavram karmaşası yaşandığını belirtiyor:
“Rehber öğretmenlerin görevleri okul idareleri ve diğer öğretmenler tarafından tam anlaşılmış değil. Veliler ise çocuklarının tüm sorunlarını çözmesini bekliyor. Bunun nedeni yetki alanlarının tam olarak belirlenememiş olması. Öğrencileri tanımak, ailesel ve kişisel risklerini değerlendirmek, özel becerilerini ya da yetersizliklerini saptamak, bu bilgilere göre öğrenciyi, aileyi ve okulu yönlendirmek rehber öğretmenlerin işi.”

Semerci, rehber öğretmenlerin özellikle şiddetin, madde kullanımının, ailesel sorunların, gelecek endişesinin olduğu her yerde çok önemli olduğunu, dolayısıyla Türkiye’de de öneminin anlaşılması gerektiğinin altını çizerek, “Rehberlik sistemiyle ilgili tartışmalar rehber öğretmenlerin sayısının artması, eğitimlerinin çeşitlendirilmesi, hak ettiği saygınlığının idareciler tarafından benimsenmesiyle çözülebilir” diyor.

‘Psikolog değiller’

Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği (TÖDER) Akademik Direktörü Prof. Dr. Adil Çağlar: “Rehber öğretmenler, zaman zaman psikologlarla karıştırılıyor. Hatta bazıları kendini psikolog yerine bile koyuyor. Bu durum da meslekteki insanları, psikologlarla çatışmaya kadar götürüyor. Bazen ÖSS tercih formu danışmanlığı görevine sıkıştırılarak, bu mesleğin gelişimi engelleniyor. Rehber öğretmenler mesleklerini işyerlerinde öğrenir durumdan çıkarılmalı. Rehber öğretmenlerin ülke çapında uluslararası örgütlerle bağları olan, güçlü bir mesleki birliği olmalı. Mesleğe uluslararası bir vizyon kazandırmak için MEB destekli projeler hayata geçirilmeli. Bütün ilköğretim okullarında rehber öğretmen istihdamı zorunlu tutulmalı ve bu alanda mutlaka yeni çalışmalar başlatılmalı. Rehberlik birimleri sadece kontrol edilemeyen öğrencilerin sığınma yeri değil.”

‘Unvan sorunu’

Uğur Dershanesi Rehberlik Bölüm Başkanı Turgay Polat: “Türkiye’de her yıl psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümünden 1265 öğrenci mezun oluyor ama henüz unvan sorunları bile çözülmüş değil. Okul ve dershanelerde çalışan rehber öğretmenlerin birçoğu başka bölümlerden mezun olan kişiler. Bu, rehberlik alanında yapılması gereken danışmanlık beceri ve uygulamalarının yerine getirilmemesi anlamına geliyor. Bunun dışında rehber öğretmen kurum için ne ifade ediyor, net değil. Rehber öğretmenlerin iyi yetişmiş kişiler arasından seçilmesi gerekiyor. Bana göre işe alımlar mülakatla yapılmalı ve hizmet içi eğitim, İK, psikoloji gibi alanlarda bilgileri olup olmadığına önem verilmeli. Çünkü rehberlik servisi doğru konumlandırılırsa öğrencilerin şiddet, başarısızlık, aile sorunları gibi birçok konuda sorunlarını çözebilir.”

‘Kimlik karmaşası’

Psikolojik danışman, rehber öğretmen Hüseyin Şen: “Psikolojik danışma ve rehberlik eğitiminin verildiği lisans programlarından mezun olanların bile yetişme sorunları tartışılırken, Milli Eğitim Bakanlığı’nın farklı bölümlerden mezunları, okulların rehberlik servislerine ataması, nitelik sorununu daha da büyütüyor. Bu durum meslek elemanları arasında kimlik karmaşasına neden olup motivasyon kaybına yol açıyor. Psikolojik danışma ve rehberlik alanının öğretmenlik, meslek elemanlarının da öğretmen olarak algılanması ise bizim -ders, nöbet, belletmenlik, nöbetçi belletmenlik gibi- hizmetin ilkeleriyle bağdaşmayan görevlerle karşı karşıya kalmamıza neden oluyor. Oysa bunlar bizim görevimiz değil.”

‘İK birimi kurulmalı’

Sınav Eğitim Kurumları Rehberlik Genel Koordinatörü Ömer Öcal: “Nitelik sorununu çözmek için üniversitelerde psikolojik danışma ve rehberlik bölümlerinin öğrenim süreleri 5 yıl olmalı. Son bir yılı ise okul veya dershanelerde staj olarak değerlendirilmeli. Bunun dışında eğitimler ilk ve ortaöğretim rehberliği olarak iki bölüme ayrılmalı. Çünkü ilkokul öğrencisi ile lise öğrencisinin sorunları çok farklı, bu nedenle uzmanlaşma şart. Rehber öğretmenlerin okullarda daha etkin olması gerekiyor. Her okulda insan kaynakları birimi kurulmalı ve bu birimler rehber öğretmenler tarafından yönetilmeli. Rehberlik uzmanlarına da belli bir dönemden sonra idareci statüsü verilmeli. Okul ve dershanelerde Ar-Ge birimi kurulmalı, öğrencilerin gelişimi daha doğru ve hızlı olur. Akademik çevrelerden de destek alınarak çözüm önerileri belirlenmeli. Bu şekilde rehber öğretmenlerin hem okul hem de öğrenciler açısından daha verimli olacağını düşünüyorum

17/3/2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
60 saniyede moral depolama formulü

Sadece 60 saniyede hayattan daha çok zevk almanızı sağlayacak formül...

Sabahları paldır küldür yataktan fırlayıp kendimize bir merhaba bile demeden strese günaydın dememiz hiç kimsenin suçu değil. Yazar ve kişisel gelişim uzmanı Patricia Muradi "Ne kadar güçlü, kendimizden emin olursak olalım nihayetinde insanız!" diyor ve soruyor "Kendinizi motive etmek için 60 saniyeniz de mi yok?.

"Doğamız gereği de kabul görmeye, beğenilmeye, motive edilmeye ihtiyaç duyarız diyen Patricia Muradi "Büyük ya da küçük, kadın veya erkek hepimiz takdir görmek için yaşar, hatta bunun biz dünyayı terk ettikten sonra da devam etmesi için elimizden geleni yaparız. Bunun da ayıp bir yanı yok" görüşünde. Hayat koşulları çoğumuza ortak problemleri getiriyor.

PANİKTEN UZAK DURUN

Sabahları paldır küldür kendimizi yataktan dışarı zor atıp, öz bakımımızı yapıp sürüne sürüne giyindikten sonra bir acele işimize veya günlük koşuşturmalarımıza yetişmeye çalışırız. Hele büyük bir şehirde yaşıyorsak, zamanımızın önemli bir bölümünün yolda geçmesi riski olduğundan kimi zaman panik halde günü yakalamaya çalışıyoruz. Bu arada kendimizi unutuyor, makyaj yapmak ya da tıraş olmak gerekmiyorsa aynaya bile bakmaya gerek görmeyebiliyoruz.

BEYAZ ATLI TAKDİR PRENSİ

"Aceleniz var, kabul ediyorum zamanınız kısıtlı nihayetinde Mars'ta ikamet etmediğimizden hemen hepimiz zaman ile yarışmanın ne kadar güç, aynı zamanda ne denli yorucu ve yıpratıcı olduğunun bilincindeyiz. Ama kendinizi motive etmek adına harcayacak 60 saniyeniz de mi yok?" diye soruyor Yazar Muradi ve ekliyor "İnsanız ve takdir edilmek isteriz.

Pekala, o gün etrafımızdaki herkes kendi işleriyle meşgulse ve bizi onaylayacak tek bir cümle duymak şansımız yoksa ne olacak? Gün boyunca 'Beyaz atlı takdir prensi'nin bir şekilde bize ulaşıp takdir etmesini mi bekleyeceğiz? Elbette bizim dışımızda kalan insanlardan takdir görmek muhteşem bir motivasyon kaynağıdır. Ancak dilerseniz gelin özellikle sabahları bu işi hiç kimselere bırakmadan kendimiz yaparak, güne güzel bir başlangıçla 'Merhaba' diyelim"

KENDİNİZE GÜNAYDIN DEYİN

Patricia Muradi, her sabah gözümüzü açtığımızda kendimize günaydın dememizin önemine değiniyor ve "Kendimize ismimizle hitap ederek, örneğin, 'Sevgili Ayşe, günaydın, bugün bol ışıklı ve güzel bir gün olsun senin için' dediğimizde zannederim buna kimsenin bir itirazı olmaz ve pek fazla da zamanımızı almaz. İnsanın kendi kendisine ismi ile seslenmesi başlarda belki biraz komik gelebilir ancak denendiğinde kendimizle iletişime geçtiğimiz ve kendimizi kabul ettiğimiz için mutlak bir fayda sağlayacaktır. Öte yandan kendimize değer verdiğimizde başkalarının ne kadar değerli olduğunu anlamamız daha kolay olacaktır" uyarısını yapıyor.

ŞIMARMAK HAKKINIZ

Merhaba faslından sonra yine kendimiz için önemli bir konu daha var sırada, kendimizi şımartmak. Acaba bugün canımız güne kahve ile mi başlamak ister, bir bardak bitki çayıyla mı, yoksa şöyle bir koca bardak süt veya çikolata mı? Genellikle süt veya bitki çayları daha sağlıklıdır, bu kesin; ancak karar size ait, konu da kendinizi şımartmak olduğundan tercihinizi siz yapacaksınız. İçeceğimizi de seçtikten sonra bu aşama da bitti. Söz yine Muradi'nin "Satırları okuyan bazı arkadaşların şöyle dediğini duyar gibi oluyorum:

"Ne kahvesi ne sütü, ben dişlerimi fırçalayıp kendimi evden dışarı zor atıyorum!" Vakti kısıtlı olanlara önerim, evlerinde kağıt bardak bulundurmaları. Evden çıkarken yanınıza yarım bardak kahve alıp hem yürüyüp hem de yudumlayalım.”

KENDİNİZİ BEĞENİN

Muradi'ye kulak verelim yine "Kendinizi bu ufak başarı ile güzel ve değerli bulduğunuzu sesli olarak ifade edin. Hoşunuza giden fiziki özelliğinizi seçerek kendinize bu konuyu vurgulayın. 'Saçların çok parlak' veya 'Bu yeni diş macunu dişlerini daha çok beyazlattı' gibi. Hiçbirimiz dünya güzeli veya kusursuz yakışıklı değiliz. Yola çıktığınızda, ağaçlara, çiçeklere bakmayı da ihmal etmeyin. Kendimize günaydın dememiz, bir içecek ikram edip tercih hakkı tanımamız veya ufak birkaç iltifat sözü söylememiz acaba 60 saniyeden fazla zamanımızı almış mıdır? Almamıştır diye düşünüyorum.”

AYNAYA BAKMA ZAMANI

Pamuk Prenses'in üvey annesi kötü ruhlu cadı bile aynaya bakıp kendisine iltifatlar yağdırarak kendisini motive ediyordu unutmayın! Sadece kendinize bakın. Kendinize iyi olan ve beğendiğiniz bir yönünüz için iltifat edin. Bugünkü iltifat sebebiniz, çocuklarla iyi iletişim kurmanız veya bir önceki gün başardığınıza inandığınız güzel bir iş olabilir.

Bugün

3/3/2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Kekemeliğin ilacı

Kekemelik sorunuyla başetmenin yolu çok basit...

Genellikle 2-5 yaşları arasında başlayan kekemelik erkek çocuklarında daha fazla görülüyor.

Konuşma Bozuklukları Uzmanı İsmet Kahraman, aile içindeki huzursuzluk, korku ve panik gibi benzeri durumlardan dolayı kekemeliğin oraya çıkabildiğini söyledi. Kekemelik ve konuşma güçlüğü çeken kişilerin özel bir eğitimle tedavi edilmesi gerekiyor. Eğitimin ilk ayında hastaların normal bir şekilde konuşmaya başladığını belirten İsmet Kahraman, 'Bunun süresi kişiye görede değişebilir. Ancak bu eğitim sürecinde zaman zaman bir ayda sonuç alınamayabilir veya yeterli olmayabilir. Bu nedenle tedavinin devamı da gerekir' dedi.

Güneş

VİDEOLARIM/Kısa Film



Google


yeni turku - Mamak...
Gençlik Postası'nın Yeni Sloganını Bulan Siz Olun

Son Yazılar

Özel Arama

Arkadaşlarım

sonumut

hobilerimden

anadoluhaber

annemin

dusbahcesi

malihaber

fatoscb

ata1881

gökhan kaplan

umutcocuklari

soymet

apolitik

ataturkce

ataberkakturk

gullerinkalbi2

desoyoz

enguzelgunler

ogretmen68

aykutclub19

aum

devirdaim

armutluyokusu

aykizseyma

kuvvet

dlra

yenigelengun

↑ Grab this Headline Animator

free counters

Free Blog Content


VİDEOLARIM







Blogcu ile yapıldı
Bloglar Alemi Bloglar Alemi
Get Free Shots from Snap.com